NEHCÜL BELAGA


HAZRET-İ EMİR 
ALİ İBN-İ EBİTALİB 

NEHC'ÜL - BELÂGA 
 
Hz. Ali'nin (a.s) hutbeleri, vasiyetleri, emirleri, 
mektupları, hikmet ve vecizeleri 
(Metnin terceme ve şerhi)
Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı 
Hk. 1418 - Mil: 1997.



İÇİNDEKİLER 
 Takdim 7 
S. Radıy'nın Önsözü 29 
1. KISIM 
Hutbeleri 35 
1. Bölüm: İman - İslam, Kur'an, Allah - 
 Hz. Muhammed (s.a.a) 37 
2. Bölüm: Kendileri ve Ehl-i Beyt 93 
3. Bölüm: Dünya ve Ahiret 111 
4. Bölüm: İçtimaî - İktisadî Hutbeleri 135 
5. Bölüm: Tarihî Hutbeleri 223
2. KISIM
Mektupları, Emir-Nameleri, Vasiyyetleri 425 
1. Bölüm: Cemel'den Önce ve Cemel Savaşında 427 
2. Bölüm: Sıffin Dolayısiyle 445 
3. Bölüm: Savaşta Hitabeleri, Vasiyyetleri 479 
4. Bölüm: İdari Mektupları, Emir-Nameler, 
Ahit-Nameleri 503
 
3. KISIM 
Kısa Sözleri 565 
1. Bölüm: Din, İman Kur'an 567 
2. Bölüm:Hz. Muhammed (s.a.a), Ehl-i Beyt 577 
3. Bölüm: Dünya ve Ahiret 589
4. Bölüm: Akıl - Bilgi 595 
5. Bölüm: Çeşitli Konular 605 
6. Bölüm: Tarihi ilgilendiren Sözleri 619 
7. Bölüm: Gerçek, Adalet, Geçim, İnsanlık, Savaş
 625 
Hutbelerin Fihristi 631 
Mektupların Fihristi 631



TAKDİM 
   Fasâhat ve belâgatta, gerçekten de eşi bulunmayan, 
mevzû' bakımından İslam dininin esaslarına, o esasların 
gerektirdiği hükümlere, hükümlerin teşrii sebeplerine 
değinen, bunları İslam.
   Peygamberinden (s.a.a) tevârüs ettiği 
sınırsız bilgi kudretiyle açıklayan, içtimâî ve iktisadi 
meselelere, İslâm dininin insanî görüşüne aydınlatıcı, 
şüpheleri giderici ışıklar tutan, ayrıca da tarihi olayları, 
sebepleri ve sonuçlarıyla belirten "Nehc'ül Belâga",  
    Emir'ül Mü'minîn Ali b. Ebi-Talib'in (a.s) hutbelerinin, sözlerinin, öğütlerinin, vasiyetlerinin, mektuplarının ve vecîzelerinin 
toplanmasından meydana gelmiştir. Bunları, Şerif Radıy 
Muhammed b. Huseyn, toplayıp kitap haline getirmiş, üç 
bölüme ayırmıştır. Birinci bölüme hutbelerini, bâzı sözlerini, duâlarını almış, ikinci bölüme, bilhassa mektuplarını üçüncü bölümeyse vecîzelerini dercetmiştir. 
   Şerif Radıy diye tanınan Ebu'l-Hasan Muhammed b. Ebi-
Ahmed'il-Huseyn, Aliyy b. Ebi-Tâlib'in (a.s) oğlu İmâm 
Huseyn'in (a.s) oğlu İmâm Zeyn'ül Âbidîn Ali'nin (a.s) oğlu 
İmâm Muhâmmed'ül Bâkır'ın (a.s) oğlu imâm Ca'fer'us-
Sâdık'ın (a.s) oğlu İmâm Mûsâ'l Kâzım (a.s) oğlu İbrahim 
oğlu Musâ oğlu Muhammed oğlu Mûsâ oğlu Ahmed 
Huseyn'in oğludur. Soyu, annesi Fâtıma vasıtasıyla da imâm
Huseyn'e (a.s) dayanır ve ana ve baba tarafından siyâdet 
şerefine sahiptir.1 Hicrî 359 da (969- 970) doğmuş, usûl ve 
edebiyatta pek yüce bir mevki elde etmiş, 383'te (993) 
Bağdat'ta seyyidlerin nakaabet hizmetini deruhde 
eylemiştir. "Kitâb'ül-Müteşâbih fi'l-Kur'ân, Mecâzât'ül - 
Âsâr'in - Nebeviyye, Telhis-ül Beyân an Mecâzât'il - Kur'ân, 
Kitâb'ül-Hasâis, Ahbâr-u Kuzât-i Bağdad" adlı eserleri, 
babasının ahvâline ait bir kitabı, üç cilt risâleleri, Ebû-
Abdillâh Huseyn b. Ahmed b. Haccâc'ın (ölm. 391 H. 1000) 
şiirlerinden seçmeleri ve dîvânı vardır. En meşhur eseri, 
"Nehc'ül- Belâga" adıyla topladığı, Hz. Ali'nin (a.s) hutbe, 
mektup ve sözlerini ihtivâ eden telifidir (Umdet'üt- Tâlib, 
s.196-197). Hicretin 406. yılı Muharreminin altıncı günü (26 
Haziran 1015) Bağdat'ta vefât etmiş, Kerh'teki evine 
defnedilmiştir (Hâc Şeyh Abdullâh'il - Mamakaanî: 
Tenkıyh'ul-Makaal fî Ahvâl'ir-Ricâl, Necef-Murtazaviyye mat. 
1352 H.c.111, s.107).
Seyyid Radıy, bu hutbe, mektup ve vecîzeleri toplarken 
bir hayli kaynağa sâhipti. İlk olarak Ebû-Ca'fer Muhammed 
b. Hasan b. Aliyy'it- Tûsi'nin (460 H. 1067) rivâyet ettiği gibi 
Kûfeli Zeyd b. Veheb'il-Cühenî, toplum-larda, bayramlarda 
ve başka vakitlerde, Hz. Emir'in (a.s) okudukları hutbeleri 
yazmıştır. Bu zat, Emir'ül-Mü'minî'nin ashabındandı; 
Nehrevan'a giderlerken de maiyetlerinde bulunmuştu (aynı, 
1, 1329 H. s.471-472). Tûsî, bu kitabı, Ebû-Mıhnef Lût b. 
Yahyâ'dan, o, Ebû- Mansûr-ı Cühenî'den o da Zeyd b. 
Veheb'den rivâyet etmiştir; Zeyd'se rivâyet ettiği hutbeleri, 
bizzât Emir-ül Mü'minîn'- den (a.s) duymuştur. İbn-i Hacer, 
Zeyd b. Veheb'in Câhiliyye devrini ve Asr-ı Saâdeti idrâk 
ettiğini, fakat Hz. Resûl-i Ekrem'le (s.a.a) görüşemediğini, 
 
1 - Umdet'üt-Talib fî ânsâbi Âl-i Ebi Talip. Necef'ül- Eşref- 1337 
H. 1918; s.193-200. Muhammed Abduh: Şerhu Nehc'il- Belağa; 
Beyrût; Müesseset'ül-A'lemî basın; M. Abduh'un önsüzü; s.6.
   Tâbiinin uluların-dan olduğunu, Kûfe'de yerleştiğini, hicri 96. yılda vefât ettiğini (714) kaydediyor. Zeyd Hz. Peygamber'in (s.a.a) bi'setinden evvelki zamanı idrâk ettiği takdirde yüzyıldan fazla yaşamış demektir. Câhiliyye devrinden maksat, Hz. Peygamber'in (s.a.a) dâvete başlamasından sonra bir müddet İslâm'ı kabul etmediğini bildirmekse, 
gene yüz yaşını geçkin olarak vefât ettiğini kabul etmek 
icâp eder. Hâsılı Kûfeli Zeyd, Hz. Emirin hutbelerini ilk 
toplayan zattır ve kitabı da Seyyid Radıy'nin zamanına 
intikal etmiştir. Ehli Sünnet de Zeyd b. Veheb'i sıkadan 
saymış, Sıhâh'larda ondan rivâyette bulunmuştur. 
Hz. Emirin (a.s) hutbelerini zaptedenlerden biri de 
İbrâhim b. Hakem b. Zuhayr'il- Fezârî'dir. Hakem b. Zuhayr, 
127 hicrîde (744) vefât eden İsmâîl b. Abdürrahman'is-
Süddi'nin tefsîrini rivâyet eden zattır. Şii olduğu halde, hiç 
bir tefsir yoktur ki, bu tefsirden, rivayette bulunmasın; 
Tirmizî de Sahîh'inde bu zattan rivâyette bulunmuştur. 
Hakem b. Zuhayr, 180 sularında (796) vefât etmiştir. Oğlu 
İbrahim'inse, Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini ihtivâ eden bir 
kitabı vardır (Tenkıyh, 1, s. 15. İsmâil b. Abdurrahmân b. Ebi 
-Kerîmet'is- Süddî için aynı cildin 137. sahifesine bk.). 
Hutbeleri toplayanlardan biri de İsmâil b. Mihrân'is-
Sekûnî'dir. Bu zat, İmâm Ca'fer'üs- Sâdık'la (a.s 148 H. 765) 
İmâm Aliyy'ür- Rıza'nın (a.s 202 H. 817) zamanlarında 
yaşamış, onlarla müşerref olmuş, birçok kitaplar yazmış, bu arada Hz. Emir'in (a.s) hutbelerini de toplamıştır ki Ali b. Hasan b. Faddâl ondan rivâyet etmiştir (1, s. 142- 146; 11, s. 278- 280). 
   Hz. Emir'in (a.s) ashabının ileri gelenlerinden ve İmâm 
Hasan'ın (a.s) zamânına erişenlerden Asbag b. Nübâte; 
Mâlik'ül -Eşter'i Mısır'a vâli tayin buyurdukları zaman, ona 
yazdıkları "Ahd- Nâme"yi ve Muhammed'ül- Hanefiyye'ye 
vasiyetlerini rivâyet etmiştir. Mâlik'ül- Eşter'le gönderilen ve 
Mısırlılara hitâben yazılan mektuplarını da, Cemel
savaşında Hz. Ali (a.s) ile bulunan ve ashabının ileri 
gelenlerinden olan Sa'saa b. Sûhan rivâyet etmiştir. (1, s. 
150-151; 11, 98-99). 
İmâm Aliyy'ün -Nakıyy'ül -Hâdî'nin (a.s) zamanına erişen 
(254 H. 868) Sâlih b. Ebi- Hammâd Ebü'l- Hayr-ı Râzî de 
hutbeleri ihtivâ eden bir kitap telîf etmişti (11, s. 91). 
Hutbeleri toplayanlardan biri de gene aynı İmâm'ın 
zamânına erişen, İmâm Hasan'ın (a.s) oğlu Zeyd'in oğlu 
Hasan oğlu Abdullah'ın oğlu Abd'ül Azîm'dir (11, s. 157-
158).Bunlardan başka 283'te (896) vefât eden ve Muhtâr b. 
Ebi-Ubeydet'üs- Sakafi'nin amcası Sa'd'in soyundan olan 
İbrâhim b. Muhammed b. Said-i Sakafî (c.1; s.1), 330 dan 
(844) sonra vefat eden, iki yüze yakın kitabı bulunan 
Abdül'Azîz b. Yahya'l-Celûdiyy'il- Bısrî (c.11; s.156-157), 260'ta (873) vefât eden ve babası, İmâm Sâdık'ın (a.s) 
zamânını idrâk etmiş olan Hişâm b. Muhammed b. Sâib de (260 H. 873-874) hutbeleri toplayanlardandır. Hişâm'ın 
babası, bütün tefsir kitaplarında rivâyetleri yer alan bir zat olduğu gibi kendisinin de tarih ve ensâba dâir birçok kitabı
vardır (111, s.303). İmâm Aliyy'ün- Nakiy'nin (a.s) zamanına erişen ve Kitâbu Mahâsin sâhibi Ahmed'in babası olan Muhammed b. Hâlid'il - Barkıy'nin (111, s. 113- 114), aynı yüzyılda yaşayan Muhammed b. İsâ b. Abdullah b. Sa'd'il Aş'arî'nin (aynı, s. 167), fıkha dâir birçok eseri bulunan 
Muhammed b. Ahmed'il-Cu'fî'nin (11; İkinci bölüm, s. 65-
66)de Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitapları vardır. 
Bunlardan başka, Şîîlikle ilgisi bulunmayan birçok eseri olan 
meşhur müverrih Ebü'l- Hasan Aliyy b. Muhammed-i 
Medâinî de (225 H. 839), Emir-ül Mü'minîn Ali'nin (a.s) 
hutbelerini ve âmillerine yazdığı mektupları bir kitap haline 
toplamıştır.2 Bunlardan, Hişâm ve Celûdî'nin, Hz. Emir'in 
 
▪2 - İbn'ün- Nedîm: El- Fihrist; Mısır, Rahmdniyya Mat. 1348;
(a.s) hutbelerini topladığını İbn-i Nedîm de kaydeder (s. 140, 
160). Aynı zamanda İbn-i Nedîm, hatiplerden bahsederken ilk olarak Aliyy b. Ebi-Tâlib'i (a.s) anar (s. 181). 
Bunlardan başka tarih, siyer, magaazî ve ensâb kitaplarının çoğunda, Ali'nin (a.s), Cemel, Sıffîn, Nehrevan savaşlarından bahsedilir ve şehadeti anlatılırken, münasebet düştükçe sözleri de nakledilmiş, ayrıca Ya'kubî, Taberî ve diğer tarihçiler, kitaplarında, sözleriyle istişhadlarda bulunmuşlardır. Mes'ûdî (346 H. 957), Hz. Ali'nin dört yüz seksen hutbesini elde etmişti. Muhammed b. Ya'kub-ı Küleynî'nin "Kâfî"sinde ve Hz. Ali'nin zamanından 
İmâm Muhammed-ül Bâkır'ın (57- 114 H. 677- 733) 
zamânına erişen Süleym b. Kays-ı Hilâlî'nin kitabında da Hz. Emir'in (a.s) sözleri geçmektedir.3 Görülüyor ki Seyyid Radıy, Hz. Ali'nin (a.s) hutbelerini, 
mektuplarını, vecîzelerini toplarken, çağından önceki birçok kaynağa sâhipti; çağdaşları da onun topladıklarını bu kaynaklarla karşılaştırmak imkânına mâliktiler; Şerif Radıy'nin kardeşi Alem'ül- Hüdâ Seyyid Murtazâ'nın (436 H. 
1044) kütüphanesinde seksen bin cilt kitap vardı; 
Mu'cem'ül Büldân, bu kütüphanenin dünyâda eşsiz 
olduğunu, kitaplarının hepsinin de, bilginlerin el yazmaları
bulunduğunu bildirmektedir.4
Bağdat'ın Kerh kısmında Şîa için kurulan Şâh-pur 
Kütüphanesinde de bir hayli kitap mevcuttu. Hiç şüphe yok 
ki Hz. Emir'in hutbelerini ihtivâ eden kitaplar da bu s.149. 
▪3 - Süleym için b. Tenkıyh; 2. s. 52- 55; İbn-i Nedîm: Fihrist; s. 
307- 308, Küleynî için bk. Tenkıyh; 3, 201- 202; Muhammed Ali 
Müderris: Reyhânet'ül Edeb; 3, Çâp-hâne-i Şirket-i Sehânî-i tab'ı
Kitâb; 1369 H. 1329 Ş. H. s. 379- 381- /▪4 - Mısır- 1323 H. 2, Beyn'es- Sûreyn mad. s. 343.
kütüphanelerde vardı. Fakat bütün bu kitaplar, 447 deki 
(1055) yangında yanıp kül olmuştur. Seyyid Radıy'nin, bu 
bakımdan hizmeti, gerçekten de pek büyüktür; "Nehc'ül 
Belâga"yı tedvîn etmeseydi belki de bu hutbelerin, bu 
mektupların ve vecîzelerin çoğu, bize intikal edemeyecekti. 
Hz. Emir'e (a.s), "Nehc'ül-Belâga"da bulunmayan bâzı
hutbeler de atfedilmiştir ki "el-Lû'lü', El- İftihâr (Hutbet'ül-
Beyân olacak), el-Vesîle" gibi hutbeler bunlardandır; nitekim 
İbn-i Şehrâşub da (588 H. 1192) "Manâkıb"ında bunlardan 
bahsetmektedi. Çağımızda, Âlu Kâşif'ul-Gıtâ'dan Şeyh Hâdî, 
"Nech"de bulunmayan hutbeleri toplayıp bastırmıştır.5
Şüphe yok ki Hz. Ali'nin (a.s) "Nehc'ül-Belâga"da 
toplananlardan başka hutbe ve mektupları da vardı. 
Nitekim Âmidî'nin "Gurer'ül- Hikem"- indeki kısa sözleri ve 
vecîzeleri, 11050 yi bulmaktadır. Ancak "Hutbet'ül- Beyan" gibi bâzı hutbelerde, gulüvve kaçanların inançlarını
besleyecek sözlerin bulunması, bu hutbelerin, Hz. Emir'e 
(a.s) ait olduğunda haklı şüpheler uyandırmıştır.6
"Nehc'ül-Belâga"ya çok etraflı bir şerh yazan ve bu 
sûratle tarih bakımından da pek değerli bir eser meydana 
getiren İbn-i Ebi'l hadîd Abdülhamîd (655 H. 1275), 
"Nehc'ül- Belâga"da bulunan sözlerin, Hz. Ali'ye (a.s) 
âiddiyyetinde şüphe edilemeyeceğini, çoğunun tevâtürle 
sâbit olduğunu öbürlerinin de aynı edâ ve üslûpta 
bulunması dolayısıyla Hz. Ali'ye (a.s) âidiyyeti muhakkak 
bulunduğunu söylemekte, edebiyâta âşinâ olanların, üslûp özelliklerini bilenlerin, şâir, hatip ve münşîlerin şiir, hutbe ve yazılarını kolayca anlayıp ayırabileceklerini, meselâ 
 
▪5 - Âkaa Bozorg-i Tehrânî Muhammed Muhsin: E'z-Zeria ilâ Tasânif'iş- Şîa; 7, 1329 Ş. H. Tehran; s. 187- 193. 
▪6 - Bütün bu hususların tafsîli, "E'z- Zerîa"nın 7. cildinde, 
yukarıda, belirtilen sahîfelerdedir.
   "Kitâb'üt- Tâc"ın Câhız'a ait olduğunda, üslûp özelliği 
bakımından şüphe etmeyeceklerini bildirmektedir.7
"Nehc'ül-Belâga"nın Seyyid Radıy tarafından meydana 
getirildiği, yâni bu kitaptaki hutbelerin, sözlerin, Seyyid 
Radıy'e ait olduğu hakkındaki şüphe, nahv, lügat, şiir, tefsir, 
hadis, fıkıh, ensâb, kırâat, hattâ hesap, hendese ve 
hikmette zamânının eşsiz bir bilgini olan İbn-i Haşşâb 
Abdullah'a (567 H. 1172) söylenince, Seyyid Radıy-yahut 
başkası, nereden bu kudrete sâhip olacak; biz Seyyid 
Radıy'nin risâlelerini görmüşüz; mensûr sözlerindeki üslûbunu da biliyoruz demiştir. İbn-i Haşşâb'ın, "Hutbe-i 
Şıkşıkıyye"yi, Seyyid Radıy'nin doğumundan iki yüzyıl önceki 
kitaplarda gördüğünü İbn-i Ebi'l-Hadîd, üstâdı Musaddık b. 
Şebîb'den rivâyet eder.8
Bâzı kimseler, hiçbir delile dayanmadan bu sözlerin, 
sonradan uydurulduğunu, hattâ bu kadar hutbenin 
ezberlenip yazılmasına, dört yüz yıla yakın bir zaman sonra 
da Seyyid Radıy'e ulaşmasına imkân olmadığını
söylemişlerse de bunların, Arapların özelliklerini 
bilmedikleri meydandadır. Arap müverrihleri, Haccâc, 
Sahbân, Vâil gibi Câhiliyye devrinin ve İslâm çağının 
hatiplerinin sözlerini, Hâlid b. Abdillâh, Mu'tasım, Ziyâd gibi 
halîfe ve emirlerin hutbelerini nakletmişlerdir ki bunlar, 
tarih kitaplarında mevcuttur. Câhiliyye devri şâirlerinin 
şiirleri, râviler tarafından bellenmiş, ezberlenmiş, onların rivâyetleriyle tesbit olunmuştur; okuma-yazma bilmeyen toplumlarda hâfızanın büyük bir önemi vardır. Ayrıca da Arap, fasâhat ve belâgata âşıktır, düşkündür. Fasâhat ve belâgatta örnek olan şiirleri, sözleri ezberlemek, Arap'ta bir 
 
▪7 - İbn-i Ebi'l Hadîd'in hâl tercemesi ve eserleri için 
"Reyhânet'ül- Edeb"e bk. 5, s. 216-217. 
▪8 - Reyhânet'ül-Edeb; 5, s. 216-218.
gelenektir. Hattâ 132 hicrîde (570) son Emevî halîfesi 
Mervan'la öldürülen meşhur Abdülhamîd-i Kâtib'e, 
yazılarındaki bu belâgatı nasıl elde ettin diye sorulduğu 
vakit, Asla'ın (başının ön tarafında saç olmayanın, Hz. 
Ali'nin) hutbelerinden yetmiş hutbe ezberledim, onlarla bu 
belâgatı elde ettim dediği meşhurdur. Abdulhamîd 
hakkında, "yazı Abdülhamid'le başlamış, İbn'ül- Amîd'le 
tamamlanmıştır" denmiştir. Birçok kişilerin hitâbe ve 
hutbelerinin ezberlenip söylenmesi, yazılması, Emir'ül-
Mü'minîn (a.s) gibi fasâhat ve belâgatta eşi olmayan, 
bilhassa İslâm'da mümtaz bir mevkii olan bir zâtın hitâbe ve 
hutbelerinin ezberlenmemesi, rivâyet edilmemesi, 
yazılmaması mümkün değildir, nitekim zamanlarından, 
Seyyid Radıy'nin çağına kadar geçen müddet içinde 
hutbelerini, mektuplarını, sözlerini zaptedenleri arzettik. 
Bir de, "Nehc-ûl- Belâga"daki hutbelerde, "ezel, 
ezeliyyet, ma'lûl" gibi devrinde kullanılmayan, daha ziyâde 
felsefî düşünceden doğmuş, bulunan sözlerin mevcûdiyeti, 
bu hutbelerin, Hz. Emir'e (a.s) ait olmadığını, yahut hiç 
olmazsa, hutbelere eklentiler yapıldığını göstermektedir 
deyenler olmuştur. Oysa ki "ezel", "Sıhâh, Esâs'ul-Luga, 
Lisân'ül-Arab" sâhiplerinin ve diğerlerinin dedikleri gibi, "lem yezel"den türemiştir ve zamanla, "lem" söylenmez olmuş, "ezel"sözü kullanılmıştır. Sonradan felsefî terim olan sözlere gelince: Hz. Emir'in (a.s) bilgisi, Hâce-i Kâinât'tandır (s.a.a); Ali, O'nun bilgi kapısıdır; O'ysa, Rabbinin emriyle "Şedîd'ül-kuvâ"dan taallüm etmiştir (Kur'ân; 53, 5). Bu bakımdan O, hem tevhîdin, hem hilkatin, dünyevî işlerin künhüne ermiş, sebeplerini, sonuçlarını tahlîl ve îzâh etmiş bir mûrebbî-i âlem, bir hâce-i külldür. Mevlânâ'nın, 
Râh-ı istidlâliyan çûpin buved
   Râh-ı çûpin seht bî temkin buved* 
dediği gibi onun bilgisi istidlâlî değil, yakıynîdir; onu, onun bilgisini gene Mevlânâ'nın diliyle söyleyelim: 
  *Ez Ali âmuz ihlâs-u amel 
Şîr-i Hak'ra don munezzeh ez dagal Çün tu bâbî on medîne'y ilmrâ Çün şuâî âftâb-ı hilmrâ 
    Bâz bâş ey bâb-ı rahmet tâ ebed 
Bârgâh-ı mâ lehû küfven ahad 
    Der şecâat şîr-i Rabbânîstî 
Der muruvvet hod ki dâned kîstî** 
   (Mesnevî, Nicholson basımı; 1, s.229-231)
Bu bakımdan filozoflar, ona muhtaçtır, o, filozoflara 
değil. Burada şunları da söylememiz gerek: 
Bâzı "Nehc'ül-Belâga" nüshalarında, hutbelerin ihtisâr edilmesi mümkündür; istinsâh eden, kendi zevkine, 
neşesine, ihtiyâcına, gördüğü lüzuma göre bâzı cümleleri 
yazmayabilir; bu yüzden bir kitabın birkaç nüshasında bu 
 
* - İstidlâlle yürüyenlerin yolu tahtadandır; tahta yolsa pek 
dayanıksızdır. 
** - İhlâsı da, ameli de Ali'den öğren; Allah arslanını hîleden, 
hud'adan münezzeh bil. Değil mi ki (yâ Ali) sen, o bilgi şehrinin kapısısın; değil mi ki ilim güneşinin ışığısın; ey rahmet kapısı, ey eşi, dengi olmayan Tanrı bârigâhı, kapanma, ebedî olarak açık 
kal. Yiğitlikte Tanrı arslanısın; erlikteyse kimsin; kim bilebilir ki?
çeşit eksikliklere, fazlalıklara daimâ rastlarız. Bu, fazla 
cümlelerin, sonradan eklendiğine değil, bâzı sözlerin, 
istinsâh eden kişi tarafından yazılmadığına delâlet eder. 
Sözgelimi, "Şakaaık-ı Nu'mâniye"nin basma nüshası, İst. 
Üniv. K. Türkçe yazmaları arasında bulunan yazmaya 
nispetle hayli eksiktir. Bir de ezberlenen sözlerde, 
ezberleyenlerin, mânayı değil, fakat bâzı kelimeleri 
değiştirmeleri, yazanların, zamâna göre bâzı kelimeleri, 
kendi çağlarına uyup, aynı mânayı veren kelimelere 
çevirmeleri mümkündür. Mevlânâ'nın, semâ' esnasında 
irticâlen söylediği gazeller, rubâîler, çeşitli tarzlarda 
yazılmıştır; aynı beyitler, aynı vezin ve kafiyedeki birkaç 
şiirde geçer; bir şiirde bulunmayan beyitler, öbür şiirde bulunur; fakat esas mânâda hiç bir değişiklik görülmez. 
   Yunus Emre'nin şiirlerindeki sözler, dîvânının muahhar 
nüshalarında çok defâ vezin bozulmadan, zamânın 
söylenişine uydurulmuş, meselâ "ayıttın", "buyurdun" olarak yazılmıştır. Fakat "Mesnevî"yi Mevlânâ, Çelebi 
Husâmeddîn'e yazdırdığı; yazıldıktan sonra okutup düzelttiği için bu eserde, hele eski ve sağlam nüshalarda bu çeşit değişiklikler görülmez. Hadisleri nakledenler bile, "Hz. 
Peygamber böyle buyurdu, yahut buna benzer bir sözle 
buyurdu ki" diye naklederler. Sahâbeden, hadisleri 
yazmalarına müsâade edilen kişilerden başkalarının 
rivâyetlerinde, mânâsı ve mevzûu aynı olan bir hadis, söz bakımından farklı rivayetlerle tahrîc edilmiştir. Fakat "Kur'ân-ı Mecîd" de, kırâat hususiyetleri müstesnâ, böyle farklar yoktur ve bütün Müslümanlarca bir tek sözü bile değişmeyen, bir sözü bile eksik, yahut fazla olmayan tek bir kitap, Kur'an'dır. Kitâb-ı İlâhîdir. 
* * *
   "Nehc'ül-Belâga"daki bâzı hutbeler, vaziyetler, kısa 
sözlerin bir kısmı, ayrıca şerhedilmiştir. "Hutbet'üş- 
Şıkşıkıyye"nin on altı terceme ve şerhi vardır.İmâm Hasan'a (a.s) vasiyetleri, asıllarıyla ve diğer iki vasiyetle Farsça olarak İstanbul'da 1329 da, gene Farsça olarak "Hediyyet'ül- Ümem" adıyla 1381 de Necef-i Eşref'te, 1961 de "Menşûr'ül- Edebi İlâhî ve Düstûr'ül-ameli kârgahî, Kitâb'ül -Ahlâk'ın - Nefîse fî Şerhi Hutbet'il -Vasıyye" ve "Nazm'ül- Vasıyye" adlarıyla İran'da basıl-mıştır.
    Bu vasiyetin, Türkçe'sinden başka altı şerhi vardır; Ebû Ca'fer Muhammed b. Ya'kub-ı Küleyni de bu vasiyeti rivâyet 
etmiştir.10 Mâlik'ül Eşter'e yazdıkları Ahd- Nâme, "Âdâb'ül-Mülûk, Tuhfet'ül-Mülûk, Tuhfe-i Süleymânî, Düstûr-ı Hikmet, 
İnvân'ür-Rıyâse, E'r-Râî ve'r- Raiyye, Şerh'ül- Ahd, Nasâyih'ul - Mülûk, Nazm'ül-Ahd, Hidâyât'ül-Husâm fî Acâib'il-hidâyâtı
ve'l-hukkâm, Tuhfet'ül-Velî,Tercemet'ül-Ahd, (iki cüz olarak) Şerh-i Ahd-Nâme, Esâs'üs-Siyâse fî Te'sis'ir-Riyâse, Dirâsât'ün-Nehc, Rumûz'ül-Emâre" gibi adlarla 
şerhedilmiştir; bu Ahd-Nâme'nin şerhi yirmiden fazladır.11 Hemmâm Hutbesi diye tanınan ve ittikaayı, mütitakıy-
leri, bildiren hutbelerinin on beş şerhi vardır.12
 
▪9 - E'z-Zerîa ilâ Tasânîf'iş- Şia, 4, Tehran- 1320- 1322; s. 99-
100, 384; 7, 1329 Ş. H. s. 203-204; 12; Necef 1378 H. s.214-
215; 14, Necef- 1381- 13961; s. 117-118, 130, 141-142. 
Terceme ve Şerhimiz, Târîhî hutbeler, 7. 
▪10 - aynı, 10. Çâphâne-i Meclis - 1375 H. 1956, s. 239; 13, s. 
146, 14, s. 122, 129. Bizde, 2. Bölüm; Savaş sırasın-daki 
hitâbeliri; 11. 
▪11 - 4, s.119, 14, s. 144-148, 152. Bizde 3. Bölüm; İdârî 
mektupları emir-nâme ve ahd-nâmeleri, 21. 
▪12 - 13, s.225-226; 14, s.114-115, 122- 124,133, 145. 
Bunların biri de Küçerat diliyledir. Bizdeki 4. bölüm, İçtimâî
   Kaasıa hutbesi (Bizde aynı bölümün 26. hutbesi), 
İstiskaa hutbesi, dînin evvelinin ma'rifet, yâni Allah'ı
tanımak olduğuna dâir hutbe (Bizde 1. kısmın 1. Bölümü-
nün ilk hutbesi), cenâb-ı Fâtıma'nın (a.s) defnindeki sözleri (5. b. Târîhî hutbeler, 4.) ve bâzı hitâbeleri de ayrı ayrı
şerhedilmiştir.13 Bu şerhlerin bâzılarına ayrıca adlar da 
verilmiştir. "Nehc'ül Belâga"nın tam olarak, ihtisâr edilerek, 
lügatleri tavzîh olunarak, yahut tâlikaat tarzında şerhleri, 
yetmişi aşmaktadır. Bunlardan başka üç tanesi manzum, 
otuz yedi tanesi nesirle kırk adet Farsça, beş Orduca, bir 
Küçerat diliyle şerhi vardır (aynı, s. 111-161). 
   Bunlardan başka, Hz. Emir'in (a.s) vecîzelerini, kısa 
sözlerini meşhur Câhiz (225 H. 869), "Mie Kelime- Yüz söz" 
adıyla toplamıştır ki bu eseri, Safaviyye devri şâirlerinden 
Âdil ve gene aynı devir ricâlinden Muham-med b. Ebi- Tâlib-i Esterâbâdî, Farsça'ya çevirmişlerdir. Âdil'in eseri, Tehran'da 1304'te basılmıştır. 
Ebû- Aliyy-i Tabersî, yahut Aliyy b. Seyyid Fazlullâh-ı
Râvendî (573 H. 1178), "Yüz Kelime"yi, harf sırasınca otuz 
bâba ayırmış ve adını "Nesr'ül-   Leâlî" koymuştur.
   Bu kitap, 1312 de basılmıştır. Hicrî 14. yüzyıl ricâlinden Şeyh 
Abdüsselâm Ahmed. "Merâku'n-Necâb fî Kavâid'il-kitâbe" de, "Nesr'ül-Leâlî"deki sözleri almıştır. 
   Reşîdüddîn Muhammed b. Muhammed'il-Vatvât (552 H. 
1157), "Tuhfet'us-Sıddıyk, Fasl'ül-Hitâb, Uns'ul-Lehfan" 
adlarıyla ilk üç halifenin yüzer sözünü topladığı gibi 
"Matlûbu külli tâlib" adiyle Hz. Emir'in (a.s) de sözünü 
toplamış, her birerini Farsça bir kıt'ayla terceme etmiştir. 
 İktisâdî hutbeler; 27. 
▪13 - E'z-Zerîa, 13, s.144, 209; 14, s. 118, 126, 133-134.
Bunlardan ve Seyyid Radıy'nin "Nehc'ül-Belâga" sonuna 
aldığı kısa sözlerden başka on tane daha manzum, mensur, 
Arapça ve Farsça, hatta Fransızca, kısa sözlerinin ve 
vecîzelerinin şerh ve tercemesi vardır.14 Hz. Ali'nin (a.s) kısa sözlerini, bilhassa, "Gurer'ül- Hikem ve Dürer'ül-Kelim" adıyla toplayan, Nâsıhuddin Abdülvâhid b. Muhammed-i Temîmiyy-i Âmidî'dir. 588 yılından on gün önce vefât eden (1192 sonları) İbn-i Şehr-âşûb, Âmidî'yi üstâdlarından gösterdiğine, "Gurer'ül-Hikem"i rivâyet ve nakle ondan icâzet aldığını söylediğine göre, Âmidî'nin, 510 hicrîde (1116) vefât ettiği hakkındaki rivâyetin doğru olması
îcâb eder (Reyhânet'ül-Edeb, 1, 2. basım; Çâp-hâne-i Şirket-i 
Sehâmî-1335, s. 28). 
Âmidî, Gurer'ül-Hikem"de, Emir'ül-Müminîn (a.s) 11050 
sözünü toplamıştır (6, 1342 Ş. H. s. 493). 
* * *
   738 de (1337) vefat eden Savcızâde, "Nesr'ül-Leâlî"yi, 
"Budret'ül-Maâli fi Tercemet'il-Leâlî" adıyla ve her sözü, 
"mefâîlün mefâîlün feûlün" vezninde Farsça bir beyitle 
terceme etmiş. Şipâhizâde Ali Galib, Farsça beyitleri birer 
beyitle Türkçe'ye çevirmiştir ki bu kitap, Nahcuvânîzâde 
Muhammed'in yazısıyla taşbasması olarak 1315 te Mat. 
Osmâniye'de basılmıştır. Bu Nahcuvânîzâde'nin, Savcızâde 
olmasına ihtimâl veremedik. 
953'te (1546) yazdığı "Tezkire"sinde 7. yüzyıldan 
zamanına dek gelen şâirler hakkında, gerçekten de pek 
değerli bilgiler veren Latîfî Abdûllatîf de (990 H. 1582) 
"Ners'ül - Lâlî"yi, "Nazm'ul - Cevâhir" adıyla nazmen türkçeye çevirmiştir (Osmanlı Müellifleri; 3, s.135). 
 
▪14 - Cemâlüddîn Muhammed-i Honsârî'nin "Gurer'ül-Hikem" 
şerhine Mîr Celâlüddîn'il - Huseyniyy'il - Urumavî Muhaddis'in 
yazdığı "Önsöz"e bakınız; Tahran Üniv. Yayın. 1. 1339 Ş. H. 1380 
H.

-