ONSOZ


   ÖNSÖZ 
    Herşeyin sahibi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun. 
 
   O’nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği son elçisi Hz. Muhammed Mustafa’ya sayısız salât ve selam olsun. 
 
   Hz. Peygamber’in Yüce Allah’tan getirdiği iman ve hakikatin ocağı olan Ehl-i Beyt’ine ve İslam’ın ilk gününden kıyamet sabahına kadar onların sevdalısı olarak gelmiş ve gelecek olan mü’minlere de selam olsun. 
 
   Şüphesiz her dinin ve hatta her ideolojinin hayata yansıyan tarafı vardır. Son ve yegâne hak din olan İslam’ın hayata yansıyan yönleri, Asr-ı Saadet’ten günümüze yaşayan ve yaşanan örnekleridir. 
 
   Bir başka ifadeyle, bir dava, mücerret hakikatler, müşahhas olaylar ve kişilerden vücut bulur. 
 
    Herhangi bir tez zikredildiği zaman, onun bu canlı örnekleri hatıra gelir. Bu örnekler olmadan o tezin, o davanın veya o dinin olması da asla mümkün olamaz. 
 
   Ehl-i Beyt, İslam dininin yaşanılan ve yaşanan müşahhas örneğidir. O bakımdan Ehl-i Beyt’i anlamadan, tanımadan İslam dinini ne anlamak mümkündür, ne de yaşamak mümkündür. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkındaki ayetler ve Resulüllah’ın (s.a.v.) hadisleri, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. 
 
   Ehl-i Beyt, Kur’an-ı Kerim’in aynası, Hz. Fahn'âlem Efendimizin “canlı Kur’an” olarak yaşadığı aile hayatıdır. Yani, Ehl-i Beyt, Kur’an-ı Kerim’in Hz. Muhammed modelidir. Bu, Allah sevgisinin yaşandığı, Allah korkusunun bir hayat tarzı haline geldiği; hiçbir şeyin sözde değil, her şeyin hakikati olduğu gerçeğidir. 
 
    Hz. Peygamber’in abası altındaki Ehl-i Beyt’inde Hz. Fâtımâ’sı vardır, Allah’ın arslanı Hz. Ali vardır, cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vardır. 
 


   Ehl-i Beyt içinde Hz. Fâtımâ bambaşkadır. Hz. Fâtımâ edep, ölçü ve iman abidesidir. Resulüllah’ın (s.a.v.) beyanı ile, “Fâtımâ, babasının annesidir”. 
 
   Onları övecek artık kelime kalmamıştır; zira onlar, âlemlerin Rabbi ’nin övgüsüne mazhar olmuşlardır. Alemlere rahmet Hz. Muhammed’in sulbü ve ailesidir onlar. 
 
   Ehl-i Beyt’i kelimelerle anlatmak, kitaplarla tarif etmek ve övmek ne mümkün! O bakımdan, Hz. Fâtımâ annemiz hakkındaki elinizdeki bu eser, O’nu anlatmak veya övmek için değildir; ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa bile Hz. Fâtımâ’yı anlatmak beşer takatini aşar. .. Elinizdeki eser, Hz. Fâtımâ’nın Hak katındaki övgüsünden nasipdâr olmak, şefaat ve himmetine nâil olmak içindir. 
 
   Mü’minler, Ehl-i Beyt’i sevmek ve.  onlara salât ve selam etmek suretiyle Hak katında makbul olurlar, istikamet üzere yol alırlar, yücelirler, yükselirler, şeref bulurlar. 
 
   Nitekim, bu muazzez ve mübarek aile, Yüce Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş, temizlenmiş, tescil edilmiş ve insanlığa müjdelenmiştir: 
 
    “. .. Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab Süresi, 33-33). 
 
   “De ki Muhammed’im! Ben, peygamberliğime karşılık, sizden, yakınlarımı (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden başka bir şey istemiyorum” (Şüra Süresi, 23). 
 
   Hakikat şu ki, Ehl-i Beyt imandır, Ehl-i Beyt itaattir, Ehl-i Beyt teslimiyettir, vuslattır, haktır ve hakikattir. Madem ki Ehl-i Beyt, Kur’an-ı Kerim’in yaşanan, “canlı peygamber” örneğidir; o halde Ehl-i Beyt sabırdır, kanaattir, tevekküldür, kulluktur, cehttir, gayrettir, himmettir, şefaattir. 
 
   Ehl-i Beyt edeptir, hayâdır, tevazudur. Düşene el tutmaktır. Dargınları buluşturup barıştırmaktır. Çalışıp yükselmektir. Alan el değil, veren el 


olmaktır, aydınlanmaktır, aydınlatmaktır... Kısaca, Ehl-i Beyt saadettir, mutluluktur, huzurdur, vecddir, istiğraktır, zevktir. 
 
   Hülasa, Ehl-i Beyt İslam’ın kâmil insan örneğidir. 
 
   Bu iman ve insanlık hasletlerinin eşsiz örneği Rahmeten lil Alemin olan Hz. Peygamber’dir (s.a.v.)... Sonra Hz. Ali’dir, Hz. Fâtımâ’dır, Hz. Hasan’dır, Hz. Hüseyin’dir. Bunlar bizzat Resulüllah’ın, “İşte Ehl-i Beyt’im” diyerek abası altına aldığı yüce insanlardır. 
 
    Onların pak sulbünden gelen İmam Zeynel Abidin, İmam Muhammed Bâkır, İmam Cafer’üs-Sâdık, İmam Musa Kâzım, İmam Aliy’ür-Rıza, İmam Muhammed Taki, İmaın Ali en-Naki, İmam Hasan’ül Askerî, İmam Muhammed Mehdi (Rıdvanullahi Teala aleyhim ecmain) kendileriyle beraber olunduğunda cennetin kazanılacağı tertemiz ve mâsum olarak anılan zevât-ı kiramdır. Bu temiz ve pak sulbün evlatları, Hak üzere kıyamet sabahına kadar var olacaklardır. 
 
    Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) beyanı ile, Ehl-i Beyt kurtuluş adresi, Nuh’un gemisidir: 
 
    “Benim Ehl-i Beyt’imin sizin içinizdeki misali, Hz. Nuh’un kavmi içerisinde Hz. Nuh’un gemisi gibidir. Kim gemiye binerse necat bulur, kim binmezse helak olur” (Bkz. Suyüti, Tefsir-i Hulafa, s. 573; Taberani, Mu’cem’ül Kebir, s. 78). 
 
    Bu husustaki İlahi ve Nebevi hüküm ve beyanları, hem İmam Ali ve hem de Hz. Fâtımâ adlı elinizdeki eserde bulacaksınız. 
 
    İslam’ın fert, aile ve cemiyet hayatı, Ehl-i Beyt ile şekil buldu. İslam medeniyeti bütün dünyayı bu güneşle aydınlattı. İslam’ın tebliği, irşadı, bu yolun nuru ile oldu. Bu olmadan ne tebliğ olabilir, ne irşad olabilir. 
 
    Bu öyle bir hakikattir ki, yeter ki bu yola, bu aileye bağlılığı olsun. .. Hz. Muhammed’in nuru her türlü insanın gönlünde tahtını kurar ve medeniyetler inşâ eder. Böylece bakırlar altın olur, bütün âlem rahmete gark olur. 

   Bizim tarihimiz, Ehl-ı Beyt’in nakış nakış dokuduğu kemâlât sahibi insanların hayatı şekillendirmesi ile doludur. 
 
   Bu bağlamda Hz . Fatıma adlı bu çalışmamız, kendi medeniyetimizi  ve kimliğimizi yeniden  keşfedip idrak etmede ve böylece Türk milleti olarak kendimize gelmede bir nebze katkısı olacak ise kendimi mutlu addeceğim.
 
   Başta muhterem eşım olmak üzere, eserin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Ehl-i Beyt’in himmet şefaat lerine nâil olmamızı Yüce Allah’tan niyaz ediyorum, 
 
Prof Dr. Haydar Baş  
Trabzon / 2010 

-